Modern Tıbbı Sorgulamak İçin Geç mi Kaldık

Bu bloğu kurduğumda amacım yatalak hasta yakınlarına yardımcı olacak bilgiler vermekti. Babamın ölmeden önce yaşadığı iki seneyi aşkın koma durumu, ardından annemin felç geçirip tamamen bakıma muhtaç hale gelmesi…

Bu yaşananlar tesadüf olamaz, burada bize bir mesaj var diye düşündüm. Çok şükür dört kardeştik. İyi eğitimliydik. Mali gücümüz ve en önemlisi ayıracak zamanımız vardı. Annemin felcinde bakım konusunda tecrübeliydik de. Bunlara rağmen çok ama çok zorlandık. Biz bu kadar zorlanıyorsak bizim imkanlarımıza sahip olmayanlara en azından bilgi ulaştırarak yardımcı olabileceğimi düşündüm.

Zamanla daha sağlıklı yaşamak ve yaşlanmakla ilgili bilgiler de eklendi bloğa. Aktardıklarım sadece tecrübelerim değildi. Dünyadan ve ülkemizden en saygın üniversitelerin yayınlarını ve doktorları takip etmeye başladım. Yaşlı bakımıyla ilgili yurtdışından online eğitimler aldım. Artık oturduğum yerden, dünyanın her yerindeki en yeni bilgilere ulaşabiliyordum.

En büyük avantajım bu konuda yeni olmam ve hiçbir kalıbın, ekolün içinde yer almadığım için tüm bilgileri ön yargısız okumam oldu.

Okudukça Batı Tıbbı’na olan sorgulamam artmaya başladı. Başka hasta yakınlarıyla temas kurdukça bazı hastalıkların çok benzer kişilik özelliklerine sahip olduğunu fark ettim. Okudukça kanaatim iyice güçlendi. Çok farklı, sağlam kaynaklar tespitlerimi doğrular nitelikteydi.

İşin ilginç yanı, beni doğrulayan kaynakların sahipleri hep belli bir yaşın üzerinde, günümüz modern tıbbından önce hekimlik yapmaya başlamış olanlardı. Yani hastasını gerçek anlamda dinleyen, fiziksel muayene yapan, geçmişin kadim bilgilerini unutmamış kuşak.

Diğer ülkelerde yıllar geçtikçe Alzheimer azaldıkça bizde artıyor. İlgili link

Otizmin görülme sıklığında artış var. İlgili link

İnme geçiren sayısı da yükseliyor. İlgili link

Türkiye’de kalp problemleri sıklığı Avrupa’dan daha fazla. İlgili link

Tabii bir de maruz kaldığımız kimyasallar ve genetiği değiştirilmiş gıdalar yüzünden artan kısırlık oranımız var. İlgili link

Şüpheci olmamdaki bir diğer etken çocuklar. Çevremde ne kadar iyi eğitimli, gelir seviyesi yüksek, çocuğunun ateşi 38 olduğu an soluğu doktorda alan varsa, çocukları şu an perişan. Son bir, iki aydır antibiyotik, ateş düşürücü almaktan bitap düştü kuzucuklar. Oysa yardımcımızın kızı sapasağlam. Taksi şoförlerine soruyorum onların çocuklarında da pek bir problem yok. Teyzemin hergün doğal gıdalarla beslenen, ev yapımı yoğurdu eksik edilmeyen torunu da turp gibi çok şükür. Aman nazarım değmesin 🙂

Bu kış hastalıklar pek feci. Benim mutfağımda lahana turşusu, elma sirkesi, sarımsak, soğan, zerdeçal gibi vücut direncini destekleyen gıdalar eksik olmaz. Kemik suyu, doğal tavuk, mevsim sebze ve meyveleri, badem, fındık gibi kabuklu yemişleri tüketiyorum. Ceviz, bağışıklık sistemini ayakta tutan mucizevi bir besin. Ülkemizde yetişen, kırılmamış cevizi tercih ediyorum. Açık cevizlere, bozulmamaları için koruyucu ilaç konulduğunu biliyorum.

Biz ailecek, mecbur kalmadıkça alışveriş merkezleri gibi kapalı alanlara girmiyoruz. Bu kışı mümkün olduğunca kalabalıklardan uzak geçirme kararı aldık.

Haftada en az üç, dört kere ağacın bol olduğu yerlerde zorlamayacak bir tempoda yürüyüş yapıyor ya da bir banka oturup temiz havayı soluyorum sakince. Soluduğum tüm havayı, tamamen boşalana kadar, yavaşça veriyorum. Aldığım hava vücutta kirlendiği için kirlenen havayı içerde bırakmamam gerektiğini düşünüyorum.

Nefesimi burundan alıp burundan vermeye dikkat ediyorum. Ağızdan alınan hava hem ısınmaz hem temizlenmez ve doğrudan akciğerlerinize ulaşır. Sonuçta burun kıllarının ısıtma ve kirleri vücuda girmeden tutma fonksiyonu var.

Hastalanırsam ağır bir durum olmadıkça, doktorun kapısını çalmadan önce dinlenerek ve sağlıklı beslenerek vücudumun kendisini toparlamasına şans veriyorum. İnternette, ev yapımı sağlıklı bir sürü tarife ulaşabiliyorum. Eğer düzelmezsem o zaman bir uzmana gidiyorum.

İnanın yurtdışında insanlar bizim kadar ilaca boğulmuyor. Unutmayın ilaçlar çoğunlukla sentetik. Tabi ki çok gerekirse alınır ama doğanın bu kadar cömert davrandığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu kadar şifalı otlarımız, binlerce yıllık deneyime dayanan tariflerimiz varken bu kadar da ilaç bağımlısı olmamalıyız kanaatindeyim.

Bu kışı hep beraber sağlıkla atlatmamız dileğimle.

Beğenerek ve paylaşarak daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: