Oruç Bilimin Merceğinde

Oruç, birçok dinde yer aldığı halde bilim insanları yakın zamana kadar bu konuyu inceleme gereği duymamıştı. Yoshinori Ohsumi, kalori kısıtlamasının bağışıklık sistemimiz üzerindeki müthiş olumlu etkilerini gösteren çalışması ile 2016 Nobel Tıp Ödülü aldıktan sonra dikkatler uzun süreli açlığa çevrildi ve oruç ile ilgili yapılan araştırmaların sayısı arttı. Nobel ödülü alan çalışmanın detayları için Prof. Dr. Mustafa Özdoğan’ın yazısını okuyabilirsiniz.

Çocukken omuza alınıp taşınmak ilk orucunu tutan çocukların heyecanla beklediği bir ritüeldi. Alışmamız için önce öğlene kadar tutmamıza izin verilirdi. Yeterince büyüdüğünü göstermenin yoluydu sanki oruç tutmak. Sahurda niyet etme kısmında önce bir tereddüt geçirirdim ya bozmak zorunda kalırsam, sözümü çiğnemiş olursam diye. “Niyet ettim Allah rızası için bugünkü Ramazan orucunu tutmaya.” Niyet ettikten sonra girilen sorumluluk gerçekten büyüktü. Yaz sıcağında güneş batana kadar yememek, içmemek, yardımsever olmak, sakin davranmak, öfkelenmemek… Tüm zorluklarına rağmen hep beraber güneş batarken ezan sesini beklemek, sofraya heyecan ve verdiğimiz söze uygun davranmış olmanın gururuyla oturmak ne güzeldi.

Niyet, o zamanlar sadece oruç tutarken aklıma gelirdi. Bugün artık biliyorum ki her an bir şeylere niyet ediyoruz. Mesela sabah kalktığımızda kullandığımız ilk sözcük, sesimizin tonu ya da zihnimizden geçen ilk düşünce, hissettiğimiz ilk duygu, odaklandığımız ilk şey günün nasıl geçmesini istediğimize yönelik bir niyet değil mi?

İstanbul’a okumak için geldikten ve tek başıma yaşamaya başladıktan sonra yıllar içinde oruç kavramından uzaklaşmaya başladım. Etrafımda pek tutan yoktu. Gene de “İlk ve son gün kurtlar, kuşlar bile tutar” sözü kulağımda küpe kalmış olacak bir müddet birkaç gün dahi olsa tutmaya devam ettim. İlk hamileliğimden sonra bir daha hiç oruç tutmadım. Açlık kısmı değil ama susuzluk kısmı beni çok zorluyordu.

Bir gün televizyonda Prof. Dr. Yavuz Yörükoğlu ile bir söyleşiye rastladım. Uzun açlık ile ilgili anlattıkları ilgimi çekti. Hemen 30 Günde 10 Yıl kitabını aldım. Bu kitapta gün içinde 16 saat kalori almamanın faydalarından bahsediliyor; akşam 20.00’den, ertesi gün 12.00’ye kadar kalori almamak gerekiyordu. Benim gibi sabah hemen kahvaltı yapmak istemeyen biri için harika bir tavsiye. Ne zaman erkenden kahvaltı yapsam enerjim düşer. Bunca yılın sonunda az ve sık beslenmenin benim biyolojime uygun olmadığını böylece anlamış oldum.

Çocukluğumdan beri canım istediği zaman bir oturuşta oldukça fazla miktarda yiyebilirim ve hep ince bir vücudum oldu. Kilo problemi olan arkadaşlarım bu durumu hep esefle karşılamıştır. Oysa bilmedikleri benim o kadar çok yedikten sonra uzun süre hiçbir şey yeme ihtiyacı duymadığım.

30 Günde 10 Yıl kitabında kast edilen kilo vermekten ziyade metabolizma yaşınızın 10 yıl gençleşeceğiydi. Bir dönem kitaptaki beslenme ve egzersiz tavsiyelerine uydum ve gerçekten çok memnun kaldım. Enerjim arttı, sekiz saat içinde oldukça çok yememe rağmen kilo verdim ve sıkılaştım. O zamana kadar geceleri daha verimli çalışırdım. Bu yeni beslenme düzeniyle kahvaltıyı atlayarak enerji seviyemi yüksek tutmayı başardım ve işlerimi zihnim ve bedenim tazeyken, erken saatlerde halletmek hayatımı kolaylaştırdı.

Sonra hayatın hızlı akan temposu içinde bu rutinden koptum. Yakın zamanda Ayurvedik yaşam biçimine ilgi duymamla beraber tekrar uzun süreli açlık sıklıkla uyguladığım bir formül haline geldi. Ancak bu sefer 20.00 yerine en geç 18.30 gibi kalori alımımı kesiyorum. Biliyorum ki vücudum 22.00 gibi sindirim işlemini tamamlamış olmalı yoksa gece hücrelerimin yenilenme işlemi kesintiye uğrayacak. Bu tamirat zamanını iyi değerlendirmek için en geç 22.30 gibi uyumuş olmam gerekiyor. Aslında bu saatleri güneşin doğuşu ve batışına göre biraz ileri ve geri alabileceğimi de hissediyorum.

Oruçla ilgili yazımı hazırlarken Prof. Dr. Yavuz Yörükoğlu’nun youtube kanalında Oruç ve Otofaji üzerine bir videosuna ulaştım. Kısaca Otofaji nedir ve ne işe yarar bundan bahsediyor. İzlemek isterseniz yazının sonuna ekledim.

Vücudun çöpçüleri iş başında

Otofaji kısaca hücrenin yaşlanmış ve bozulmuş yapılarının, hücrenin kendi lizozomu tarafından sindirilmesi işlemi. Hücrelerimizin çöpçüleri diyebileceğimiz lizozomlar belirli bir süre kalori almazsak yaşlanmış proteinlerimizi, eskimiş organellerimizi bulup yiyerek enerjiye çeviriyorlar. Ne muhteşem bir geri dönüşüm! Bu sayede şeker, kalp damar gibi kronik hastalıkların önlenmesi ve tedavisi mümkün olabiliyor.

Vucudumuz, bu açlık sırasında “beyin türevli nörotrofik faktör” denen özel bir hormon salgılıyor. Bu hormonun, beyin hücrelerini gençleştirme, tedavi etme özelliği var. Parkinson, epilepsi, Alzheimer gibi hastalıkların önlenmesinde önemli bir fonksiyonu var.

12-24 saat kalori almadığımızda olanlar

  • 3-4 saat içinde kan şekeri ve insülin düzeyimiz düşmeye başlar
  • 12-14 saat içinde vücuttaki şeker depolarımız tükenir ve metabolizmamız yağ yakımına geçer
  • 12-14 saat içinde gençlik genlerimiz olan sirtuinler aktive olur ve gençlik hormonumuz olan somatotropin salgılanır
  • 14. saatten sonra Otofaji devreye girer

Bu Ramazan oruç tutmak istiyorum. Genel öğretinin söylediği gibi su içmeden bunu başarmam mümkün ama fazla zorlayıcı. Ben Yaradan’ın bizim işlerimizi zora sokmak yerine kolaylaştıran olduğuna inanırım, niyeti önemserim. Kendimce, su içerek ama diğer tüm kısıtlara uyarak oruç tutacağım. Hiç tutmamak yerine bu şekilde tutmak bana doğru geliyor. Tutmamışım gibi fidyesini de verince içim çok rahat edecek. Kimileri “eski köye yeni adet” diyebilir biliyorum ama sonuçta bu benimle Yaradan arasında olmalı değil mi?

Beğenerek ve paylaşarak daha çok kişinin faydalanmasını sağlayabilirsiniz.

Bu yazı ilginizi çekebilir Kimler Oruç Tutmamalı

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: